Tuesday, December 2, 2008

Little Miss Sunshine

Anadolu Liseleri'ne ilkokul 5. sınıfta yapılan sınavla öğrenci alınan,ilköğretimin 8 yıl olmadığı yılların son dönemlerinde Eskisehir Kılıçoğlu Anadolu Lisesi'nde eger hafizam yanıltmıyorsa perşembe günleri 8. saatte "kol saati" adı altında bir ders vardı.Şimdi bakıyorum da ne komikmiş bu isim neyse konu bu değil.

Neydi peki bu "kol saati" onu anlatmak gerek önce,hani kollara ayrılırdık öğrenciyken çevre, resim, gezi-gözlem inceleme... diye gider bu,işte o kol bu kol.Bu ders saatinde her sınıftan o kolun görevlisi-kolcusu mu demeli artık-  ve bir de sorumlu öğretmen gelirdi ve amaçsızca oturulurdu,ilk zamanlarda katılsak da zamanla sınıf camından basketbol oynayanları izlemekten üst sınıflarla futbol oynamaya terfi ettik ve uğramaz olduk o derse.Zaten ne arayan vardı ne soran, o zamanlar pek uyanamamış olsam da bu saatin yeni kızlarla tanışmak için ideal bir ortam olduğunu idrak eder gibiyim şimdilerde.

Yanlış kalmadıysa aklımda ben 6. sınıf ya da 7. sınıftım ama 6 olsa gerek.Bizim kolda,ne koluydu ömrümün sonuna kadar düşünsem gelmez aklıma ki pek bir önemi de yok,üst sınıflardan bir kız ve tahmin ettiğiniz gibi bir de çocuk vardı.Ben bu iki karakteri de sadece ismen tanıyorum ve uzaktan gözlemlemekteyim o zamanlar.Aklımda kalan kadarıyla çocugun bu kıza afinitesi hayli yüksek, kızın tavrı neydi tam hatırlamasam da cok güler yüzlü bir kız olduğu kalmış aklımda.

Gel zaman git zaman iş oluyor sanırım ama cocuğun uğraşları da gözümün önünde,bahsettiğim yıllarda cep telefonu,caldırma,mesaj atma gibi kavramlar oldukça uzak bize,o zamanlar da cepte -varsa-biraz para ve anahtar  sadece.Çocuk bir gun kıza "ben arayacagım şimdi annen açacak bir sürü tantana olacak,o kim falan diye soruşturacak"  demişti galiba.

Yine gel zaman git zaman  derken bu arkadaşların arası oluyor.Hayat devam ediyor,günler geçiyor 8. sınıf sonunda ben  okuldan kanatlanıyorum,ortaokuldan görüştüğüm insan sayısı 2-3 onlarla da yolda,sağda solda karşılaşıyoruz.Lise bitince de taa ki facebook çıkana kadar ortaya görmüyorum kimseyi pek.

 Eskişehir'de cumartesi akşamları pop müziği son ses veren Neslihan adında bir abla var,oldukça da popüler beni pek sarmasa da maksat muhabbet,arkadaşlarla birlikte olmak adına gidiyorum.Gidebilmek için bazen de rezervasyon istiyorlar yoksa sıkıntı olabiliyor.Bizde de rezervasyon yok ki hayatında rezevervasyonla oturup kalkmış insanlar değiliz  zaten.Para kazandırmak için insanlara bir de sıraya mı yazılacağız derim hep, her neyse ablanın sunduğu hizmeti küçümsemek gibi olmasın ve konu da dağılmasın daha fazla,geri dönelim şimdi.Derken arkadaş "dert etme,bizim bir uzak akraba var onlar içeride onların yanına gideriz" diyor,"iyi abi" diyorum her ne kadar sevmesem   ve istemesem de insanların başına çöreklenip sıkıştırmayı, onlar eller havaya yaparken umursamazlar zaten diyorum içimden.

Gidiyoruz mekana ve artık içerideyiz sis bulutu ve karanlığın içinden yardırarak buluyoruz masayı ve sahiplerini ama o da nesi: masanın bir ucunda benim kol derslerinden bildiğim bu çift oturuyor,inanamıyorum arkadaşıma soruyorum bunlar kaç yıldır beraber diye o da "cok yıldır" deyince parçalar birleşiyor bende,hafiften bir merhaba ve iyi akşamlar'dan sonra öbür uca çörekleniyoruz biz ama benim aklım hala bu çiftte çünkü hayretler içerisindeyim halen, nasıllar,vay be..ler uçuşuyor kafamın içinde.Nereden baksan 10 yıl bu dahası sözlü olduklarını öğreniyorum,artık ne son ses haykıran popçu ablayı ne de başka bir şeyi düşünüyorum.O yıllar o günler o kol dersleri geliyor aklıma, hafif bir tebessüm beliriyor yüzümde.Takdir ediyorum aşkı, takdir ediyorum sabrı ya da aslında bilmediğim daha pek çok şeyi.Elimdeki bira şişesini kaldırıyorum usulca onlara doğru ,

"mutluluğunuza"...

 

No comments: